| İletişim | Künye | Arşiv/ Arama |
" KULA, HER KULA NASİP OLMAZ KULA "
Üniversite eğitimi aldığım döneme kadar yaşadığım Manisa'da, ilimizin bizim için uzak köşesinde bulunan Kula ilçemize gitmek hiç nasip olmamıştı. Bir Manisalı olarak bu benim içimde hep uhdeydi. 2010'lu yıllardan sonra çoğunluğunu Kulalıların oluşturduğu Manisa vakfı adı altında bir vakıf kurduk. Vakıf başkanımız Ercan Oğuz da Kulalı olunca bu şirin ilçemize çok sık gitmek nasip oldu. Her bölgesini karış karış gezdiğim Kula, tarihi evleri, jeopark alanı, peribacaları, mineralli sularıyla görülmeye değer. Kula'ya her gidişimde de birbirinden lezzetli Kula'ya özgü yemeklerini de tatmak nasip oldu. Bu yazımızda Ege'nin tarihin derinliklerinden gelen bu güzel ilçesini tanıtmaya gayret edeceğim.
 
Kula mimari, etnografik, arkeolojik, tarihi ve görsel değerleri ile Şehzadeler Şehri Manisa'nın açık hava müzesi gibi olan, tarihe şahitlik eden şirin bir ilçesi. Manisa'nın doğuya açılan kapısı. Ankara yolu üzerinde Uşak iline komşu Kula Yanık Yöre dediğimiz (Katekekaumene) sınırı içinde Demir Köprü barajı yakınındaki Divlit'te ilkel insanın ayak izlerine rastlanılan beşi bir yerde turizmin ana kaynaklarına kapı aralayan şiir tadında bir ilçe. Memleketimizin bir parçası olması nedeniyle bir çok kez ziyaret ettiğim Kula'ya doyum olmuyor. Bir taraftan peribacaları, diğer yandan Jeoparak alanı, tarihi Kula Evleri, termalleri, Yunus Emre ve Tabduk Emre Hazretleri'nin kabirleri birde tarihin derinliğinden gelen leblebisi sizi Kula'ya gitmek için çağıran değerler.

Bölgede yapılan kazılarda M.Ö. 56 yılına ait mermer kabartma ve kitabeler bulunmuş ve buradan yola çıkarak Kula ve çevresinde o dönemlerde yerleşim olduğu ortaya koyulmuştur. Eski dönemlerde Kula'nın civarında kurulmuş bulunan Maionia (Menye), Mysien ve Lidya arasında bir yerleşim alanı olan Kula, zamanla civarındaki yerleşim alanlarının önemini yitirmesi sonucunda büyük bir gelişme göstermiştir.

Bizanslıların bölgeye hakim oldukları dönemlerde ismi Opsikion olan Kula, 1071 Malazgirt Muharebesi'nden sonra bölgeye Türkler akın etmiştir. 11. yüzyılın II. yarısında 1075-1076 yıllarında Türkmen aşiretlerinin Kula ve çevresine kadar geldikleri ve bu bölgeye yerleştikleri bilinmektedir. Anadolu Selçuklu Hükümdarı Alaaddin Keykubat zamanında, yani 1233'lü yıllarda Kula ve çevresi tamamen Türklerin eline geçmiştir.

Anadolu beylikleri zamanında Germiyanoğulları beyliğine bağlı olan Kula Germiyan beyi Süleyman Şah'ın kızı Devlet Hatun'un 1381 yılında Osmanlı padişahı I. Murat'ın oğlu Yıldırım Beyazıt ile evlenmesi üzerine beyliğe ait Kütahya ve civarını çeyiz olarak Osmanlılara vermesi sonucunda Süleyman Şah'ın Kula'ya çekilerek burayı başkent yaptığı ve burada yaşadığı, Süleyman şah zamanında Kula'da imar ve kültürel faaliyetlerin arttığı gözlenmiştir. Bunlar arasında en çok önem çıkan Gürhane Medresesi'dir. Süleyman Şah'ın ölümünden sonra Osmanlıların idaresine giren Kula, 1402 yılında Timur tarafından Anadolu Beyliklerinin eski topraklarının kendilerine verilmesi neticesinde tekrar Germiyanoğulları Beyliğine geçmiş ise de bir müddet sonra Germiyanoğlu beyi Yakup Bey'in 1428 yılında ölümüyle yeniden Osmanlıların idaresine geçmiştir. Bu dönemde Kütahya Sancağının bir kazası olarak Osmanlı idaresinde bulunan Kula, 1867 yılında Saruhan Sancağına bağlanmıştır. 1923 yılında Manisa ilinin kurulmasıyla da bu ilin ilçesi olmuştur.

Ünlü tarihçi Strabon?un Katakekaumene (Yanık Yöre) adını verdiği, Küçük Asya?nın en genç volkan konileri, lav akıntılarının bulunduğu Kula yöresini, 2000 yıl önce dolaşarak burada ilkel insan ayak izlerine rastlamıştır. İlkel insan ayak izlerine Divlit Tepe konisinin yanında görmüştür. Divlit Tepe konisi yakınlarında görülen bu izler bize Katakekaumene (Kula ve çevresinde) sınırları içerisinde Eski Taş Devri ilkel insanlarının yaşadığını göstermektedir. Bu devirde ilkel insanların sürüler halinde mağaralarda, ağaç kovuklarında yaşadığı bilindiğinden Yanık Yöre'nin de bu ortama uygunluğu göz önünde bulundurulursa, bunların ilkel insan topluluklarının yaşama alanı olduğunu söylemek pek yanlış olmaz.

Sönmüş bir yanardağın eteklerinde kurulu olan Kula, tarihi arastaları, camileri, kiliseleri, daracık sokakları, hayranlık uyandıran evleri, binlerce yıllık ayak izleri ve peri bacalarıyla adeta keşfedilmeyi bekliyor. İlçe merkezinden başlayıp Demirköprü Barajının batısına kadar uzanan 50 km. uzunluğunda ve 15 km. genişliğindeki alan, Türkiye'nin en genç yanardağlarının bulunduğu volkanik bir bölgedir. Kula ve çevresinde yörede Divlit olarak adlandırılan görülmeye değer 68 genç volkan konisi bulunmaktadır. Bununla birlikte Kula-Uşak karayolu üzerinde Gediz Nehri'nin üst kısmında yer alan peri bacaları da adeta Kapadokya'yı andırmakta ve bu nedenle de burası yöre halkı tarafından Kuladokya olarak adlandırılmaktadır.

Kula'yı Kula yapan özelliklerinden birisi de mutlaka görülmesi gereken Kula Evleri'dir.

Kula, Arnavut kaldırımlı daracık sokakları, hayatlı ve eyvanlı evleriyle geçmişi günümüze taşımaktadır. Kula evleri, kapı tokmaklarından cumbalarına kadar görsel bir şölen sunmaktadır. Kula'nın eski mahallelerinde geleneksel Türk ve Rum evleri yan yana görülmekte, Rum evlerini Türk evlerinden ayıran en önemli fark, Rum evlerinin kapısının direkt olarak sokağa açılmasıdır. Mahremiyet esas alındığı için Türk evlerinde evin içine duvarlarla çevrili bir avludan sonra girilmektedir. Taş döşeli avlularda fırın, tuvalet gibi birimler yer alıyor. Evlerde kullanılan ana malzeme ise ahşap. Genellikle iki katlı olan evlerin zemin katlarında ahır, kiler, mutfak gibi mekanlar, üst katında da günlük yaşamın geçtiği odalar yer alıyor. Açık sofalı evlerin üst katının bir cephesi sokağa, bir cephesi de avluya bakmakta, avlunun sokağa bakan cephesi de kapatılarak buraya ahşap kafesli ya da parmaklıklı pencereler konulmuştur. Evler adeta birbiriyle neredeyse bitişecek kadar cumbalarla yakındır. Bu cumbaların altı ve kapıların çevresi genelde kalem işleriyle süslenmiş ve rengarenk boyanmıştır.

Kurşunlu Camisi, Hacı Abdurrahman Camisi ve Eski Cami, Kula'da görülmesi gereken tarihi camiler arasındadır. Zemin seviyesinin üç, dört metre aşağısında, merdivenlerle inilen ve halk arasında çukur çeşme olarak adlandırılan tarihi çeşmeler de dikkat çeken görülmeye değer eserlerden birisidir. Bir zamanlar revaçta olan ama şimdilerde unutulmaya yüz tutan saraçlık, semercilik, keçecilik gibi birçok mesleğin son kalesi durumunda olan eski Kula Çarşısı da sizleri tarihin derinliklerine götürecek bir mekan. Bölgede Türklerle Rumlar aynı mahallelerde uzun yıllar birlikte yaşamışlardır. Özellikle Zaferiye (Kuzguncuk) ve Akgün (Hıdırilyas) mahallerinde Rumlardan kalma evlerle iki kilise ve bir Şapelin kalıntıları bulunmaktadır.

Yazımızın başında beşi bir yerde turizm kaynağı olan Kula diye değinmiştik. Peribacaları, Jeopark alanı ve evlerinin yanı sıra turizm açısından önemli bir noktası da Emre Köyü. Emre Köyü'nde Yunus Emre ve Tapduk Emre'nin mezarları bulunmaktadır. Ayrıca Yunus Emre'ye ait çilehane bulunmaktadır. Manisa vakfı olarak da Yunus Emre'nin çilehanesinin, Tabduk Emre'nin kabrinin ve çevresindeki müştemilatın restorasyonu ile ilgili de çalışmalar yaptık yapmaya da devam ediyoruz. Bugün Manisa Büyükşehir Belediyesi de buralara sahip çıkarak bakımını yapmaktadır. Buradan Büyükşehir Belediyesi Başkanı Cengiz Ergün ve ekibine de teşekkürlerimi iletiyorum.  

Kula diğer yandan termal bölgesi, banyo şeklinde istifade edilecek termal sularına ilaveten burada çıkan mineralli su aynı zamanda içilebilmekte ve ilçenin adına Kula markası ile mineralli su (soda) satışı yapılmaktadır.

Anadolu'nun şirin ilçesi ve bir o kadar turizm yönüyle zengin kaynakları olan Kula'ya yolunuz düştüğünde buraya özgü özel yemeklerden tatmadan ayrılmayınız. Kula'ya özgü yemekler arasında Makarna Böreği, Kuzu Oğlak Dolması, Darplı Ciğer, Kakırdaklı ve Gicirgenli Pide, tatlı niyetine sunulan Tahinli Pide başta gelmektedir. Her Kula'ya gelişimde birbirinden lezzetli bu pidelerini tatmadan edemezdim. Hatta bir seferinde Manisa vakfı olarak gittiğimizde adeta pide çeşitlerinden şov yapılmış bir sabah kahvaltısı yapmak nasip olmuştu. Kula'nın tarihin derinliklerinden gelen önemli ve ünlü bir ürünü de Kula Leblebisi'dir. Eskiden ilçede onlarca imalathanede leblebi üretilmekte iken günümüzde bu gittikçe azalmıştır. Kula'dan ayrılırken bölgeye has özellikleriyle üretilen, kıtır, tuzlu, biberli, şekerli, karanfilli ve meyve aromalı gibi çeşitli, kaplamalı leblebilerden hediyelik olarak alabilirsiniz.

Son söz, tarihte önemli bir yerleşim yeri olan, bir zamanlar dericilik ve mensucatta öne çıkan, günümüzde de bu tarihi dokusuyla birlikte Jeopark alanıyla turizm açısından ciddi potansiyel durumunda olan Kula için, Kulalıların bir ifadesi var. O da şöyledir:
"Kula, her kula nasip olmaz Kula."



Önder  Güzelarslan

onderguzelarslan@gmail.com

Tarih : 1/4/2021 11:17
Hit : 441




   YAZARIN TÜM YAZILARI


Kizilay Web Banner 950X100


YAZARLAR
Arif ALTUNBAŞArif ALTUNBAŞ
Yozlaşmak, yabancılaşmak, Yahudileşmek
Fatih KÖSEFatih KÖSE
Kim Kurban?
Kadir KESKİNKadir KESKİN
Bilmiyorsak, Bilgi Üretmiyorsak, Dünyanın Öbür Tarafın...
Önder GüzelarslanÖnder GÜZELARSLAN
KULA, HER KULA NASİP OLMAZ KULA
Anket :




E-Bülten :

Manisahaber.COM etkinlikleri ve yeniliklerden haberdar olmak için E-Listemize üye olun !


İstatistik :

Online
: 223

E-Üye
: 313

Haber
: 3796

Sayfa Yükleme
: 0.02 sn

İlk Yayın Tarihi
: 03.01.2000

Y U K A R I