Siyaset

Bayramdan sonra Meclis'in gündemi, Terörsüz Türkiye olacak

Bayramdan sonra Meclis'in gündemi, Terörsüz Türkiye Komisyonu raporunu görüşmek olacak. Türkiye Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, "Hemen Ramazan sonrasında bu yasal düzenlemelerin gündeme gelmesinin şart olduğu kanaatindeyim. Bizim Türkçede güzel bir laf var, ‘Hayırlı işlerinizde acele ediniz.’ Bir yere kadar geldikten, böyle bir ittifak ortaya çıktıktan sonra bunun gereğini yerine getirmek lazım" dedi.

Loading...

Numan Kurtulmuş, iftar programında medya temilcileriyle bir araya geldi. Konuşmasına Ramazan'ın hem Türk milleti hem de bütün İslam dünyası, bütün insanlık için hayırlar ve esenlikler getirilmesini temenni ederek başlayan Kurtulmuş, "Geçtiğimiz sene Ramazan'dan bu yana çok önemli değişiklikler yaşamış olduk. Bunlardan bir tanesi hemen Türkiye'nin güneyinde, Suriye'de, Türkiye'yi de uzun yıllardır yakından ilgilendiren bir devrimin gerçekleşmesi ve Suriye'de 60 yıldır devam eden yönetimin yıkılarak yerine yeni bir yönetimin geçmesi. O yönetimle birlikte hem Suriye'nin yeniden derlenip toparlanması hem Türkiye'yi de ilgilendiren, başta bölgedeki terör meselesinin halledilmesi olmak üzere, yeni gelişmeleri için önemli kapıların açıldığı bir dönemi idrak ediyoruz. Şimdiye kadar çok şükür Suriye'deki gelişmeler bizim için de fevkalade önemli, fevkalade olumlu şekilde seyrediyor. En baştan itibaren Suriye’deki üç temel tercihimizi hep dile getirdik. Bunlardan birisi yeni Suriye yönetiminin mutlaka kapsayıcı, kuşatıcı olması, etnik anlamda, mezhebi anlamda Suriye halkını kuşatan bir anlayışla yönetimi gerçekleştirmesi. İkincisi, Suriye'deki silahlı grupların mevcut yeni yönetimin içerisinde entegrasyonunun sağlanması ve üçüncüsü de Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması, sağlanması. Bunu neredeyse devrimin ertesi gününden itibaren söylüyoruz. Çok şükür bu istikamette önemli gelişmelerin olduğunu görüyoruz. Bizim bu bölge üzerinde hesabı, özellikle emperyal planı olanlardan temel farkımız şudur. Onlar bu bölgenin daha fazla bölünmesini, parçalanmasını istiyor; biz Türkiye olarak bu bölgenin daha fazla derlenip toparlanmasını, daha fazla entegrasyonunu ve daha fazla birlik beraberliğini temin etmek için mücadele ediyoruz. Bunu sadece Suriye için söylemiyorum, bütün bölge için söylüyorum. Geçen seneden bu yana bu anlamda bir olumlu gelişmenin yaşandığını hep beraber görüyoruz" dedi.
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarına da yansıyan Terörsüz Türkiye hedefiyle ilgili açıklamalarda da bulunan Kurtulmuş, "Bu çerçevede de bu geçtiğimiz 2024 yılının 26 Ağustos'undan bu yana fevkalade önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Önce Cumhurbaşkanımızın 26 Ağustos'ta birlik ve kardeşlik vurgusu; Malazgirt'te, Ahlat'ta. Arkasından 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapmış olduğu konuşmada yine kardeşlik vurgusu, bütünleşme vurgusu ve iç kalenin tahkim edilmesi konusundaki uyarıları, tavsiyeleri. Ardından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Bey'in, 1 Ekim'de DEM Grubu’yla el sıkışarak başladığı ve daha sonra yine ekim ayı içerisinde grup toplantısında yaptığı konuşmayla birlikte de yeni bir dönemin kapısı açılmış. Arkasından 27 Şubat'ta da İmralı, silahlı dönemin sona erdiğini, örgütün feshedilmesi gerektiğini ve artık örgütü ayakta tutan ideolojik temellerin sağlam olmadığını, yerinde durmadığını, yeni şartlar çerçevesinde de demokratik bir mücadele dönemine geçilmesi konusundaki tavsiyesiyle örgütün kendisini fesih süreci başlamış, bilahare örgütün yönetimi toplanarak kendisini feshettiğini ilan etmiştir. 2025'in Temmuz ayında da Süleymaniye'de sembolik olarak silahların yakılmasıyla ilgili bir tören yapılmıştır. Ondan sonra da bu meseleyle ilgili olarak ilk sefer Türkiye Büyük Millet Meclisi nezdinde bir komisyon kurulmuş, bu komisyona Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde var olan 12 siyasi partiden 11'i katılmış, bilahare bu partilerden birisinin tek kişilik milletvekili de çekildi, yani parlamentoda bulunan partilerin tamamına yakını diyebiliriz ve Türk halkının yüzde 95'inin temsil edildiği bir komisyon çalışması gerçekleştirildi. Takip ettiğiniz gibi bu hafta çarşamba günü de nihai raporunu hazırlayarak çalışmalarını tamamladı. Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki çok kolay bir süreç değildi. 5 Ağustos'tan itibaren 21 toplantı yaptık. Bu toplantıların hepsinde partilerin oldukça yapıcı bir şekilde hareket ettiğini ifade etmek isterim. Her toplantı öncesinde yoğun arka kapı diplomasisiyle toplantılar gerçekleştirildi. Şimdiye kadar rahmetli Demirel'in, Özal'ın, Erdal İnönü'nün, Necmettin Erbakan'ın bu sorunun çözülmesiyle ilgili çok tasarrufları oldu, teşebbüsleri oldu, hatta birtakım irtibatlar oldu. Fakat onların hiçbirisi gerçekleşmedi. Yine aynı şekilde Cumhurbaşkanımızın başbakanlığı döneminde 2009'da, 2013'te çeşitli teşebbüsler oldu. O dönemin şartları içerisinde bu konuyla ilgili maalesef sonuç alıcı adımlar atmak mümkün olmadı. İlk sefer parlamentoda bütün partiler bir araya gelerek bu sorunun Türkiye'nin, Cumhuriyetimizin ilk asrının 50 yılının heba olmasına neden olan bu terör meselesinin ortadan kalkması için, on binlerce insanın hayatını kaybettiği, 2 trilyon doların üstünde mali kaybımıza neden olan bu meselenin çözülebilmesi için herkes siyasi görüşlerini aynı masa etrafında buluşturmaya gayret etti. Son derece olumlu, son derece zor olmakla birlikte yapıcı bir süreci geride bıraktık. Şimdi önümüzde bir rapor var. Bu rapor tabi ki her şey değil. Bu rapor takdim ederken de ifade ettiğim gibi bundan sonra yapılacaklar konusunda bir mihenk taşıdır, bir çerçevedir. Bu çerçevenin içerisinde gerekli adımlar iyi niyetle, sabırla ve gerçekten kararlılıkla sürdürülmesi lazım. Artık bu kadar mesafe alınmışken bölgemizdeki şartlar da Türkiye'nin güvenliği bakımından bu kadar olumlu seyrediyorken bu sorunun tamamıyla Türkiye'nin gündeminden kaldırılması mümkündür ve bu adımların atılması gerekir. Bu süreçte yapıcı katkıları dolayısıyla bütün partilere çok teşekkür ediyorum. Gayretle çalışıldı. Raporun hazırlanmasından önce de her siyasi parti kendi raporunu kamuoyuyla paylaşmış oldu ve bunu da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin sitesinden partilerin raporlarını yayınladık. Böylece her parti ‘Benim bu konuyla ilgili esas görüşüm budur’ diyerek net olarak görüşlerini söyledi. Ama bir masa etrafına gelerek herkes nerelerde esneyebileceğini, nerelerde yaklaşabileceğini, nerelerde uzaklaşabileceğini göstermiş oldu" diye konuştu.
"İsrailli gasbediciler Filistinlilere zulümlerine devam ediyor"
Gazze'dteki gelişmelere de değinen Kurtulmuş, "Bundan sonra bölgemizdeki gelişmelerin her gün biraz daha tedirgin edici devam edeceği de aşikardır. Amerika ile İran arasındaki sürtüşme belli. Amerika, her an saldırır-saldırmaz yorumları yapılıyor. Ama bütün bu gelişmeler, Gazze'deki gelişmeler, başka ülkelerdeki gelişmeler ve özellikle Venezuela Devlet Başkanının bir gece yatağından kaldırılarak başka bir ülkeye götürülmesiyle birlikte başlayan süreç, hepimize alarm zillerini çaldırması lazım. Aslında dünya, kural bazlı, ilkelerin olduğu bir uluslararası sistemden, sadece güçlünün, kuvvetlinin sözünün geçtiği bir dünyaya doğru gidiyor. Bu son derece tehlikeli, zaten kırılgan olan dünya sisteminin daha da kırılgan hale gelmesini mümkün kılacak bir gelişmedir. Artık gelişmeler sadece dünyanın bir tek yerinde değil, en sakin yerlerden birisi olduğunu düşündüğümüz Grönland'ı bile etkileyecek, onlara bile birtakım tesiri olabilecek bir çerçeveye oturdu. Onun için bu süreçlerde Türkiye hem kendi ayaklarını sağlam bir şekilde yere basmak zorunda, içerideki bütün farklılıklarını ortak bir anlayışla bütünleştirmek durumunda hem de bölgesinde var olan çatışmaları ortadan kaldırmak için güçlü inisiyatifler kullanmak mecburiyetindedir. Uluslararası sistemin alarm zillerinin çalmasını sürdüren bir önemli gelişme de bir barış grubu kurulmuş olmasına rağmen hala Gazze'deki insanlık dışı durumun maalesef çözülememiş olmasıdır. Her ne kadar kağıt üzerinde Refah Sınır Kapısı açık olsa, karşılıklı giriş çıkışlar açık görünse de fiilen açık değildir. Hala yardım konvoylarının girmesiyle ilgili fevkalade büyük tehditler, fevkalade büyük kısıtlamalar vardır. Bizler buralarda rahat iftar sofralarımızda bulunurken, Gazze halkı çektiği acılara devam ediyor; yarısı suyla dolu çadırlarında bulabildikleri iki lokma rızıkla oruçlarını açmaya gayret ediyor. Hala sadece Gazze'de değil Batı Şeria'nın hemen hemen bütün bölgelerinde İsrailli yerleşimciler, İsrailli gasbediciler Filistinlilere zulümlerine devam ediyor. Bütün dünya da bunu seyrediyor, bir şey yapılamıyor. Bu kadar yıl sürmüş olmasına rağmen bu zulmün, bu soykırımın durdurulması için maalesef bir şey yapılamıyor. Bunun için Türkiye'nin işinin kat kat zor olduğunu görüyoruz. İlkeli duruşumuzu asla bozmadan, bütün bölgede barışı, istikrarı sağlayacak tezlerimizi dile getirmek, içeride de kendi ayaklarımızın üstünde güçlü durmayı temin etmektir. Bunun için gayret sarf ediyoruz. Hepimizin gayret sarf etmesi lazım" şeklinde konuştu.
Gazetecilerin sorlarını cevaplandıran Kurtulmuş, 'Türkiye'de hep şöyle bir şey vardır. ‘Bir şey olmasını istiyorsan komisyona havale et. Nasıl olsa olmaz’ diye. Şimdi tavsiyeler var ama bunların yasalaşma sürecine dair bir konuşma oldu mu? Yani partilerin ortak teklifi olarak mı verilir, yoksa iktidarın teklifi olarak mı gelir, diğer partilerden destek mi beklenir? Bir de bütün tavsiyelerin bir anda bir paket halinde mi Meclis'ten geçmesi planlanır yoksa teker teker mi gelir maddeler gündeme? Buna dair bir takvim konuştunuz mu?' sorusuna, "İlk sefer belki bu kadar zor bir konu, komisyona havale edildi ve ilk adımında komisyon raporu hazırlandı, başarılı bir sonuç elde edildi. Buradaki tavsiyeler, belki belli bir süre içerisinde gerçekleşecek tavsiyeler. Bunların bir öncelik sıralaması yapılır. Bunları yapacak olan da yine partilerdir. Partiler bir araya gelir. Gönlümüz arzu eder ki bu komisyonun altına nasıl milletvekillerinin tamamına yakını imza attıysa, çıkarılacak olan yasa tekliflerine de bütün partiler imza atarak müşterek bir yasa teklifi şeklinde olsun. Bunları temenni olarak konuştuk ama nasıl olacağı, nasıl şekilleneceği net bir yol haritası şeklinde henüz ortaya konulmadı" cevabını verdi.
'Konuşmanızda geçti. Kural bazlı değil, gücü yetenin sözünün dinleneceği bir dünya diye. Bu yakınlarda malum dünya sistemiyle ilgili tartışmalar giderek yoğunlaştı. Trump'la ilgili neoroyalizm tartışmaları başladı. Davos'ta birçok dünya devletinin temsilcisi, var olan sistemin artık geçerliliğini kaybettiğini söyledi. Tartışmalarda şöyle bir şey de geçiyor. Güçlerin ayrılması değil, hızlı hareket etmek için birleşmesi gerektiği ve parlamentoların etkisini giderek kaybedeceği düşüncesi yaygınlaşıyor ve bazıları da bunun artık geri dönülemez bir noktaya geldiğini söylüyor. Sizin kanaatiniz nedir?' sorsu üzerine Kurtulmuş, "Demokrasiye fazla ihtiyaç olmadığı, artık güçlü olanların sistemi yöneteceği şeklinde bir algı yayılmaya çalışılıyor. Ben bunun tam tersi kanaatteyim. Bu kadar çok farklılıkları, bu kadar çok zorlukları yönetebilmek için dünyada demokratik standartların daha fazla yükseltilmesi gerekir. Bunun için de halkın sözünün daha kuvvetli olduğu, daha güçlü olduğu mekanizmalar geliştirilmelidir. Zaten bu anlamda da parlamentoların görevinin daha da sıkı olacağı, daha da güçlü olacağı aşikardır. Esas mesele, güç dengeleri meselesi. 1991 sonrası Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte Vestfalya sistemi tarihe geçti. 1991'den sonra kurulan sistem, Sovyetlerin çökmesiyle birlikte kurulan sistem, Amerikan hegemonyası, kanaatimce o da geride kaldı. Bakmayın bu kadar yüksek sözle konuştuklarına. Şimdi yeni bir sistem arayışı içerisinde bütün dünya. Zaten bu kadar üst perdeden tartışmaların olması, bu kadar kural dışı sözlerin ortaya konulmasının sebeplerinden birisi de bu. Dünyada birden fazla güç merkezi ve öyle geçmiş dönemlerle kıyasladığınızda da çok daha güçlenmiş olan merkezler var. Örneğin Çin, Hindistan, bütün savaş dolayısıyla gücü kırılmış görülse de Rusya, Türkiye'nin de merkezinde olduğu bu coğrafya, Afrika'da bazı ülkeler. Dolayısıyla herhangi bir bölgenin, herhangi bir kıtanın tek başına yönetebileceği bir dünyanın olmadığı kanaatindeyim. Çok zor... Büyük güç değişimlerinde büyük harpler, darpler oluyor. Demokrasi ve demokrasi karşıtlığı arasındaki bir başka paralellik de şudur. Bir akıl bütün bu gerilimleri savaşsız çözmeye çalışıyor. Bir akıl da hazır buraya kadar geldi, savaşla çözelim, elimizde ne kalırsa, hatta aramızda bazı yerleri paylaşalım eski dönemlerde olduğu gibi, bir bölüşüm siyasetti olsun. Benim kanaatim esas bunun üzerinde demokrasi ve otokrasi üzerinde bir çatışma, önümüzdeki dönemin belirleyicisi olacaktır. Bizim de hele hele bugünkü dünya sistemi içerisinde güçlü demokrasileri savunmaktan başka bir şansımız yoktur" cevabını verdi.
Kurtulmuş, 'En çok eleştiri alan noktalardan biri şuydu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasıyla ilgili teklifte yer alan öneri. Bunun önünde şu anda bir engel var mı ki bu, rapora girdi diye bir eleştiri var. Buna ne dersiniz?' sorusunu, "Kuralı bir kere daha hatırlatmış olduk. Burada bütün partilerin ittifakı oldu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının eksiksiz uygulanması. Türkiye bu konuda, raporda da ifade ettik, hakikaten dünyada özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını en yüksek uygulayan ülkelerden birisi. Ama bunların hepsinin uygulanması, uygulanmayan bazı mahkeme kararları dolayısıyla da Türkiye hep uluslararası alanda eleştirilen bir konumda oldu. Bunun ortadan kaldırılmasına dönük bir tavsiye cümlesidir" diye cevapladı.
'Süreçte atılacak adımlar belli. Sürecin ilerleyiş hızıyla ilgili görüşünüz nedir? 6 ayda komisyon çalışmasını bitirdi. Bundan sonra atılacak adımlar belli. Hangi süre içinde bu adımlar atılmalı ki en iyi sonuç alınsın? Terörsüz Türkiye sürecinin kaçta kaçını geride bıraktık? Yüzde 30'u mu bitti, yüzde 40'ı mı bitti? Resmin neresindeyiz, ne kadar yol aldık, ne kadar yolumuz var? ' sorsu üzerine Kurtulmuş, "Bu sürecin başından itibaren en önemli avantajlarımızdan birisi; bu iş, bir devlet politikası olarak benimsendi ve devletin bütün kurumları büyük bir eş güdüm içerisinde kendi paylarına düşen, kendileriyle ilgili alanları ciddi bir koordinasyonla sürdürdü. Komisyon da bu devlet politikası olan hedefi bir millet gözetimine çevirdi. İşin değerli kısmı da bu... Parlamento da bu meseleye sahip çıktı. Çok mesafe aldık, onu söyleyebilirim. Anadolu'nun her yeri, Doğu Anadolu'nun en ücra köşelerinde bile insanlar daha evvel çıkamadıkları, gidemedikleri yaylalarına, mezralarına çok rahat gidiyorlar. Çatışmadan dolayı, çatışma riskinden dolayı, güvenlik kuvvetlerinden başka kimsenin olmadığı yerlerde şimdi insanlar şenlik yapıyor. Bütün bunlar çok şükür sahada uzun bir süredir, güvenlik kuvvetlerinin de böyle cesaretli, dirayetli, kararlılığıyla bir noktaya geldi. Burada en önemli şeylerden birisi terör örgütünün, İmralı'dan gelen açıklamaya uyması ve yeni dönemin gereklerini yerine getirmek için adımlarını atmasıdır. Silahların hepsinin teslim edilmediğini biliyoruz, örgüt elemanlarının bir kısmı başka yerlere belki geçtiler ama onun için biz raporumuza "kritik eşik" diye bir ifade koyduk. Örgütün tamamıyla, hakikaten kendisini tasfiye ettiğinin, silahları tamamıyla bıraktığının tespit edilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin işi değil. Bu, devletin güvenlik birimlerinin yapacağı bir şey ve bunu raporlayarak, bununla ilgili de yürütmenin içerisinde bunu takip edecek bir organizasyonun olmasını tavsiye ettik. Bunların da gözetimiyle birlikte sürecin iyi bir şekilde işleyeceğini düşünüyorum. Kaldı ki steril bir ortamda bu konuyu konuşmuyoruz, hiçbir zaman steril bir ortamda konuşmadık. 50 yıldır bu mücadele verilirken, bu mücadele içerisinde terör gruplarına, sadece PKK'yı kastetmiyorum, IŞİD'inden bilmem kimine kadar bütün bu terör gruplarına kimlerin ne silahlar verdiği, kimlerin ne istihbarat destekleri verdiği, kimlerin lojistik destekler verdiğini çok iyi biliyoruz. Şimdi Suriye'de yeni bir denklem kuruluyor ve bu denklem içerisinde çok şükür entegrasyon, bizim için en hayati konu olan entegrasyon meselesi iyi bir şekilde işliyor.
Bundan birkaç hafta evvel, komisyonu da toplamadık. Suriye'de ne olacağının çok belli olmadığı, çok diken üstünde oturulan bir dönemde, Allah muhafaza, Suriye'de aksi bir gelişme olsaydı, bugün Türkiye'de biz belki başka bir şey konuşuyor olacaktık. Dolayısıyla Suriye meselesi de oradaki entegrasyon da iyi gidiyor ve bizim bütün öteden beri, 10 yıllardır söylediğimiz şey, bu bölge halklarının, Kürtleriyle, Araplarıyla; Suriyelilerin de Iraklıların da diğerlerinin de hepsinin yüzü Türkiye'ye dönük olsun, İstanbul'a dönük olsun, Ankara'ya dönük olsun. Bunu sağlayabilmek için biz dostluk elimizi uzatıyoruz. Yeni bir dönemin gereklerine uygun bir şekilde davranıyoruz. Bir denge içerisinde bugüne kadar geldi. İnşallah bundan sonra da devam edecek. Suriye'nin de bir an evvel bu entegrasyonun sağlanması ve Suriye'nin devlet bütünlüğünün temin edilmesi çok önemli. Orada da olumlu bir noktada gidiyoruz. Suriye zaten uluslararası alanda tanınan bir ülke, yeni yönetim tamamıyla güçlü bir şekilde tanınıyor ve Türkiye dostu olarak, Türkiye'yle beraber hem kendi sorunlarını hem bölgenin sorunlarını çözecek bir Suriye'yi yakında göreceğiz" dedi.
Kurtulmuş, 'Komisyon sürecinde, raporlarını sunan siyasi partiler, özellikle iktidar kanadı, yapılacak yasal düzenlemelerde suçlu, suçsuz ya da yönetici, üye gibi ayrımların olmasını önermişti. Fakat komisyon sonunda çıkan ortak raporda böyle bir ayrıma vurgu yapılmadığı, bahsedilmediği görülüyor. Bu ayrımdan vaz mı geçildi?
Bir de komisyon raporu açıklandığı gün bir açıklama yaptınız. Orada da bunun bir af anlamına gelmediğini ifade ettiniz. Raporun kendisinde de her bir PKK'lının, teslim olanların ayrı ayrı adli süreçlerden geçirilmesi öngörülüyor. Bu adli süreçten ne anlamalıyız? Yani bu insanların suçlarının tespiti, delillerin bulunması, yargılanması, savunmalarını yapmaları, bir iddianame hazırlanması, vesaire bu süreç 5-10 seneyi bulan süreçler bunlar. Dolayısıyla süreç, böyle bir zamanı kaldırabilecek bir süreç mi? Yoksa bu adli yargılardan daha fazla idari tasarruflar mı anlamalıyız?' sorunusu şöyle cevapladı:
"Bunların hepsi konuşuldu. Buradaki esas olan şey, bu hazırlanacak yasanın geçici ve özel bir yasa olması. Yani bundan neyi kastediyoruz? "Ben silahlarımı bıraktım." diyen bir örgüt var. İlan ediyor, silahlarımı bıraktım Şimdi biz devlet olarak "Hayır, silahlarını bırakma" diyemeyiz. Bu iradeyi ortaya koyduysa, bunun gereği, bu söylediğiniz hususlar, raporda ana başlık olarak yer alan, henüz oralarda partilerin bir uzlaşısı olmadığı için ortak bir kanaati söyleyemem. Burada geçici ve özel olarak, bu örgütle ilgili bir yasanın çıkması Şu bakımdan önemli. Bu bütün örgütlere, başka örgütlere de şamil bir uygulama olmasın. Kendisini tasfiye ettiğini, silahlarını bıraktığını, feshettiğini ilan eden örgüt bu. Dolayısıyla bu yasal çalışma kısmı yani iyi niyetle, kararlılıkla işin üstüne gidilirse çok kısa süre içerisinde toparlanır ve uzlaşılır. Oradaki kritik hususlardan birisi de bu af algısıydı. Kamuoyundaki "Burada siz örgütün adamlarını affediyorsunuz" algısı ortaya çıkmasın. Örgütün elemanı da geliyor, ben pişmanım demeyeceğine göre, yani örgüt mantığına aykırı, bu silahları bırakma durumuna aykırı olduğuna göre, onunla ilgili de bir yasal işlemin yapılması, örgüt üyelerinin tescil edilmesi ve ondan sonra zaten Türk Ceza Kanunu'nda bulunan ilgili düzenleme, mesela şartlı salıverilme şartları dahil olmak üzere, onlar düzenlenir ve serbest bırakılabilir. Ama yine bir mahkeme kaydı ve bir adli kaydın altına alınmak şartıyla".
Kurtulmuş, 'PKK'nın ortaya çıkışında 12 Eylül darbesinin büyük katkısı var. Maalesef Türkiye Cumhuriyeti de hala bir darbe anayasasıyla yönetiliyor. Birçok maddesi değişmiş olsa da kapağını kaldırdığımızda o tarih var Anayasamızda maalesef. Şimdi Terörsüz Türkiye'yi, terörsüz bölgeye giden yolda yerli, milli ve yeni bir anayasayla bu yolu taçlandırmak gerekmez mi?' sorusu üzerine, "Kestirmeden söyleyeyim, gerekir. Yani biz siyasi hayatımız boyunca hep bunu söyledik. 12 Eylül Anayasası kabul edildiğinin ertesi gününden itibaren, toplumun bütün kesimleri tarafından eleştirilmiştir. Bu anayasa konusunda konuşurken yıllardır hep önümüze, bütün siyasi partilerin anayasayla ilgili tekliflerini aldık, baktık. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Şu anda Türkiye'deki siyasi partilerin hemen tamamına yakını, ya parti tüzük beyannamelerinde ya seçim beyannamelerinde ya yeni bir anayasa tabirini kullanmışlar ya da anayasa değişikliği tabirini kullanmışlar. Yani Türkiye siyasetinin aslında üzerinde konuşmadan ittifak ettiği hususlardan birisi de 12 Eylül darbe anayasasının artık Türkiye için geçerli olmadığı, yeterli olmadığıdır. Ümit ederim ki bu konuda da bir anlayış birliği içerisinde çalışma yapılır. Tabi ki herkesin yine bu konuda olduğu gibi farklı fikirleri olacak, farklı teklifleri olacak ama Türkiye'nin ihtiyacı olan nedir? Bu yeni anayasa derken neyi kastediyoruz? Bunları tartışarak, daha özgürlükçü, daha demokrat, daha katılımcı, kapsayıcı, kuşatıcı bir anayasanın yapılmasının ben de şart olduğu kanaatindeyim. Türkiye bunu taşımıyor. Ancak bu komisyon raporunda da partilerin mensubu arkadaşlarımız bu konuda ortak metnin üzerinde görüş beyan etmedikleri için ben de açış konuşmasında bu konuyu dile getirdim. Ümit ederim Türkiye yeni anayasa meselesini hızla gündemini alır ve mesafe kat eder. Artık Türkiye için çok eskimiş bir anayasadır. Ne ihtiyacımız varsa onları tespit edip hızlı bir şekilde sonuç alırız" cevabını verdi.
Kurtulmuş, 'Terörsüz Türkiye Komisyonu başladığında, toplumun bu konuyla ilgili gündemi birinci sırada değildi açıkçası. Yani ekonomi her zaman malum şartlardan dolayı birinci sırada. Ama umut hakkı meselesi, işte af çıkarılıyor teröristlere gibi algıdan sonra sanki toplumsal desteğin azaltılması için bir art niyetli bakış açısının gündeme geldiğini düşünüyorum. Bu konuda siz ne dersiniz? Komisyonun başladığı günden bugüne kadar toplum desteğine yönelik herhangi bir araştırma oldu mu, olmadı mı?' sorusunu, "Meclis olarak böyle bir araştırma yapmadık. Ama yapılan araştırmaları biliyoruz. En büyük kamuoyu araştırmamız ne? 137 kişiyi dinlemişiz. 137 kişinin içerisinde Türkiye'deki bütün fikirlerden insanlar var, en marjinal fikirlere sahip olanlar bile var. Unutulmaz bir hatıradır benim için. Komisyonda, dinleyici masasında şehit anneleriyle, barış anneleri yan yana oturdu. Aynı oturumda farklı şeyler söylediler, farklı acıları dile getirdiler. Ama her iki tarafın da ortak olarak söylediği şey şuydu. "Biz artık evlatlarımızı değil, silahları gömmek istiyoruz." Komisyondaki dinlemelerin en önemli sloganı, mottosu belki buydu. Yine bir başka oturumda gazilerimizden birisi, çok duygulu bir sahneydi. Gözü, takma gözmüş. Takma gözünü çıkardı, dedi ki, "Yanımda arkadaşım şehit oldu, ben de gözümü kaybettim. Vatan için ben canımı veririm, kanımın son damlasına kadar veririm ama artık hiç kimse ölmesin, hiç kimse yaralanmasın, bu ülkenin çocuklarına ziyan gelmesin." Toplumun ortak duygusunun bu olduğu kanaatindeyim. Geri kalan lafügüzaftır. Burada herkes kendi politik oryantasyonu itibarıyla bir şey söyleyebilir, bunları saygıyla karşılarız. Zaten öyle olduğu için sonuna kadar geldi. Ama sonuçta artık acıların durması, artık silahın susması, artık insanların çocuklarını, evlatlarını toprağa gömmemesi, artık Türkiye'nin, bu büyük milletin böylesine büyük, ağır bir bedel ödememesi gerekir. Çok mesafe alındı. Geri kalan yolu da kazasız belasız tamamlayacağız. Başka çaremiz yoktur. Komisyonun en büyük kazanımlarından birisi olarak şunu görüyorum. Türkiye'de maalesef siyaset deyince herkes kendi yankı odasında konuşmayı marifet sanıyor. Burada herkes kendi yankı odasından çıkarak karşı tarafı dinlemeye ve karşı tarafın ne dediğini anlamaya gayret etti ve sonuç alındı. Dolayısıyla bundan sonraki süreçte de herkesin kendi yankı odasından çıkarak, Türkiye'nin ortak menfaatine olan, bu milletin menfaatine olan meseleyi en iyi şekilde anlaması lazım" diye cevapladı.
Kurtulmuş, 'Bir risk analizi yaptıysanız, bundan sonrasına dönük olarak, hangi riskler, hangi risk faktörleri baltalayabilir bu süreci? İkincisi de raporda da siz de ifade ettiğiniz bir müstakil yasa çıkarılması, ceza infaz yasalarına değişiklikler yapılması gibi bir konsensüs söz konusu. Buralarda daha somut bir ortaklaşma var mı? Nasıl bir müstakil yasa? Nasıl bir ceza ve infaz düzenlemesi, nasıl bir metin üzerinden ilerlenebilir? Yoksa sadece lafzi bir uzlaşma mı var?' sorusuna, "Şu aşamada henüz işin başında. Yani ne yapılacağı söylendi. Nasıl yapılacağı için yine partilerin bir araya geleceğini ve belli bir uzlaşının ortaya çıkacağını düşünüyorum. Nihayetinde bir söz söylediniz, onu somuta indireceksiniz. Yasanın nasıl hazırlanacağı belli. Herkes katkıda bulunacak. Herhalde şu yapılmaz. Herhangi bir parti, "Benim istediğim şekilde bu yasa düzenlemesi olsun" demez. Yani bu komisyonun başlangıcı, ilk zannediyorum ilk toplantılardan birisiydi. Onu da anlatayım. Bir milletvekili arkadaşımız dedi ki, "Ya işte iktidar partisi, muhalefet partisi diye bakarak konuştu." Dinledim, hiç sözünü kesmeden. Dedim ki sonra, bak burada iktidar-muhalefet yok. Eğer bu komisyonun meselesi sadece yasa çıkarmak olsaydı, AK Parti'yle MHP bir araya gelir, gider Genel Kurul'a 10 dakikada yasayı çıkarır gelir. Mesele yasa çıkarmak değil, ortak bir karar alıp o istikamette yürümektir. Bu masayı, 50 kişinin hepsini muktedir insanlar olarak görün. Siz de muktedir komisyon üyelerinden birisi olarak bu komisyonun daha iyi çalışması için katkıda bulunun. Gerçekten bundan sonra da olması gereken budur. Tabi ki her partinin bu konuyla ilgili fikirleri var. Zaten kanunla ilgili görüşler de var. Raporlarına yansıyan görüşleri var. Ama oturulur, sonuçta ortak olarak beklentileri karşılayacak yasalar hazırlanır diye düşünüyorum. Risk her zaman var. Şimdi şunu söyleyelim. Özellikle çarşamba gününden bu yana aldığımız bütün izlenimler, herkeste büyük bir memnuniyet var. O birtakım tedirginliklerin falan çoğunun da ortadan kalktığını düşünüyoruz. Toplumun büyük kesimi bundan memnun olmakla birlikte, "Ah şu iş bir sarpa sarsa da Türkiye yine bu çıkmazın içine girse, yine terör ve şiddet sarmalı içerisinde dolaşsa" diyen karanlık odakların da olduğunu biliyoruz. Allah onlara fırsat vermesin ve provokasyonlardan da korusun" cevabını verdi.
'Bu komisyon bu kadar uygar bir çalışma yaptı aylardır. 21 toplantı yaptınız. Fakat geçen hafta Meclis'te yaşadığımız o yemin töreni biraz sıra dışı oldu. Herhalde bir örneğini de daha önce görmemiştik. Bu, Meclis Başkanı olarak sizin içinize sindi mi? Bu komisyon çalışmaları sonunda bu açılım başarıya ulaşırsa muhalif çevrelerin kafasında gizli anayasa hazırlığı olacak şeklinde bir kuşku var. Bu konuda net bir şey söyleyebilir misiniz? Böyle bir şey var mı, yok mu? Bir diğer sorum ise madem Suriye'de her şey düzene girdi, Süleyman Şah Türbesi yerine taşınacak mı? Bir bilginiz var mı?' sorusu üzerine Kurtulmuş, "Önce şunu söyleyeyim, kuşkucu olmak bir yere kadar anlaşılır ama kuşku üzerinden siyaset oluşturmak siyaset için geçerli bir yol değildir. Yani biz bu komisyona başladığımızda da ilk anda bazı kuşkulu arkadaşlar, "Zaten bunların kafalarında ne olacağı belli, raporları bile hazırdır, ortaya çıkarırlar" diye söz söylüyorlardı. Raporu nasıl ortaya çıkardığımızı biz biliyoruz Öyle çok kolay değil. Sıkı, güçlü müzakerelerle ve herkesin uzlaştığı bir şekilde, saatlerce konuşarak bu işi hazırladık. Dolayısıyla anayasa konusunda da aynı şeyi söylüyorum. Her partinin anayasa hazırlığı olması başka bir şey, anayasayla ilgili gizli bir gündem olması başka bir şey. Benim bildiğim anayasayla ilgili herhangi bir gizli gündem yoktur. Anayasa konusunda da ne yapılacaksa yine açık bir şekilde halkın önünde olacak. Çünkü bir anayasa değişikliğini referanduma götürecekseniz, oyu verecek olan milletten neyi kaçıracaksınız? Bunlar akıl dışı, kuşkuyu siyaset aracı haline getirmiş olan birtakım yaklaşımlardır. TBMM Genel Kurulu’ndaki görüntüler tabi ki Meclis'e yakışmadı. Hepimizi yaraladı. Hani derler ya geçsin, gitsin gelmesin. Bir daha Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde böyle gerilimlerin olmasını istemeyiz ama o gün ortaya konulan tavrı da asla tasvip etmek mümkün değil. Türkiye'de kimin nasıl iktidar sahibi olacağı ve kimin hangi görevlere nasıl atanacağı anayasal olarak bellidir. Millet sandıkta oyunu verdikten sonra iktidar yetkisi, Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi içerisinde Cumhurbaşkanına aittir. Cumhurbaşkanı da daha önce nasıl bakanları atadıysa aynı şekilde anayasaya göre bakanlarını atar ve o sürecin tamamlayıcı bir unsuru olarak da atanan bakanlar gelir, Meclis'te yeminini eder. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın bize söylediği şey bu. Eleştirebilirsiniz, bakan yapılan kişiyi sevmeyebilirsiniz, onunla ilgili gösteri yapabilirsiniz, Meclis'in içerisinde sözlerinizi söyleyebilirsiniz. Bunların hepsine eyvallah Ama "Ben yemin ettirmem" diyemezsiniz. Bu anayasaya aykırıdır. Dolayısıyla bu hiç yakışmadı. Keşke bu tür görüntüler Türkiye'de olmasın. Kendi protestolarını yapıp süreci kayıtlara geçirerek keşke bitirebilselerdi. Maalesef olmadı. Bu tavır anayasaya aykırı bir tavırdır.
Süleyman Şah Türbesi ile ilgili detayı bilmiyorum. Bilmediğim konuda konuşmam" dedi.
'Komisyonun 21 toplantısına çok ılımlı ve oldukça hassas bir tanıklık ettiniz. Perde arkasında neler yaşandığını çok iyi bilmiyoruz ama sizin özelinizde, perde arkasında yaşanan sizin için dönüm noktası dediğiniz veya aklınızda kalan bir an var mı?' sorusuna Kurtulmuş, "Çok var da şimdi onları söylemeyeyim. Çünkü arkadaşların da orada hatıraları var. Onlardan izin almadan... Şunu söyleyebilirim yalnız. Gördüğünüz bir toplantı oluyor, o toplantıya gelinceye kadar ne kadar arka kapı diplomasisi yaptık. Öyle kolay bir şekilde olmadı. Birkaç önemli kritik nokta vardı. Bunlardan birisi Cumhuriyet Halk Partisi'nin özellikle bazı operasyonlardan sonra son derece hassas bir şekilde komisyona gelmesiydi. Onlara da komisyonda istediklerini, dilediği şekilde konuşma imkanını verdik. Böylece onlar da yaşadıklarını kayda geçirdiler. Bir başka önemli nokta, İmralı ziyareti meselesiydi. O da çok şükür önemli, pürüzsüz bir şekilde geçti ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin oraya gitmemiş olmasını bir krize dönüştürtmedik. Yine şu anda aklıma gelen en son rapor faslında partilerin muhalefet şerhi koymamasını temin etmek için 21’inci ve son toplantıdaki tutanakları da raporun sonuna, altıncı ek olarak koyduk. Böylece her parti kendi esas eleştirilerini orada dile getirmiş oldu. Ama aynı zamanda da "Evet" oyu verdi. Böylece o süreci de böyle rahat bir şekilde geçmiş olduk. Bütün bunları şimdi söylüyorum 15 saniyede. Bunların her birisiyle ilgili saatlerce uğraştığımızı ifade etmek isterim" cevabını verdi.
'Artık güçlünün sözünün geçtiği bir dünyadan bahsettiniz. ABD'nin Venezuela'daki saldırısından sonra bölgemize de bir askeri yığınak yaptığı ve İran'a karşı bir saldırı ihtimali konuşuluyor. Bu saldırının Türkiye ve bölgemiz için riskleri sizce ne olur? Türkiye burada nasıl bir tavır takınır? Biliyorsunuz Türkiye'de ABD'nin çeşitli üsleri var. Böyle bir saldırıda Türkiye bunların kullanılmasına izin verir mi, vermez mi? Ne gibi bir tavrınız olur?' sorusunu Kurtulmuş şöyle cevapladı:
"Türkiye'nin bu konudaki tavrı çok açık ve net. Taraflara bunu sürekli telkin ediyoruz. Burada Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'a yapacağı bir saldırı bölge için bir felaket olur. Dolayısıyla burada yeni istikrarsızlıklar ortaya çıkar ve Allah korusun, kısa süreli bir saldırı diye başlasalar bile uzun sürebilecek ve nerede duracağının da belli olmayacağı çok büyük kırılganlıklara, çok büyük alt üst oluşlara vesile olur. Bunu her vesileyle muhataplarımıza anlatıyoruz. Kaldı ki Amerikalıların da şunu görmesi lazım. Amerika Birleşik Devletleri daha evvel uzun süreli işgal ettikleri ülkelerin hiçbirisinden kendi milli menfaatleri bakımından da yararlanmamıştır. Ne Afganistan işgalinden ne Irak işgalinden ne diğer işgallerden Amerika istediğini alamadı, çok büyük bedeller ödedi. Ben böyle bir yola tevessül etmeyeceklerini, yani siyasi aklın bunu gerektirdiğini düşünüyorum. Ama Amerikan yönetimi sadece kendisinden de ibaret değil. Oradaki siyonist lobinin ne kadar etkili olduğunu biliyoruz. Özellikle Netanyahu'yu kurtarmak isteyen siyonist lobinin Amerikan'ın İran siyaseti üzerinde ne kadar etkili olacağı, Amerika'nın saldırıp saldırmayacağını, eğer saldırırsa, boyutlarının ne olacağını da belirleyecek ana faktördür. Ümit ederim böyle bir şey yapmazlar. Bu bölge için büyük bir felaket olur. Türkiye de bunu önlemek için elinden gelen her türlü imkanı ortaya koyuyor".
Kurtulmuş, 'Komisyon raporu çok önemli. Siz de bahsediyorsunuz. O kadar farklı düşüncenin ne kadar hassas bir şekilde ve hiç sorunsuz bir şekilde yürüdüğünü dile getirdiniz. Bir yandan da sürecin riskler aldığını, Suriye'de yaşanan gelişmelerin, içeride yaşanan gelişmelerin, bu komisyonla ilgili, bu süreçle ilgili etkileşime sahip olduğunu söylediniz. Sizin öngörünüzü merak ediyorum. Meclis’in bu dönemi kapanmadan komisyonda öngörülen düzenlemeler yetişir mi?' sorusuna, "Çok uzun, uzun bir süre verdiniz. Yani ben o kadar geçmeden hemen ramazan sonrasında bu yasal düzenlemelerin gündeme gelmesinin şart olduğu kanaatindeyim. Bizim Türkçede güzel bir laf var, "Hayırlı işlerinizde acele ediniz." Bir yere kadar geldikten sonra böyle bir ittifak ortaya çıktıktan sonra bunun gereğini yerine getirmek lazım" cevabını verdi.
'Eleştirilerden biri de raporda yapılan Türk, Kürt, Arap vurgusunun yurttaşlık kavramından alınıp, anayasa üzerinde eşitlik, yurttaşlık kavramından alınıp etnik çerçevede görüldüğüne yönelik bazı eleştiriler var. Yarın öbür gün bir anayasa değişikliği sırasında bu etnisite üzerinden giderekten bazı ayrımlar olabileceği, bunun da zorlu bir bölgede Türkiye açısından zorluklar getirebileceği söyleniyor. Hatta hatırlarsınız bildiğimiz örnekler de var. Lübnan’da, Irak'ta farklı mezhep, etnikler üzerinden dış güçlerin kışkırtmaları hep bildiğimiz bir olay. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Dün Trump'ın liderliğinde bir toplantı oldu. Dışişleri Bakanı Fidan'ın katılımıyla Türkiye de yer aldı toplantıda. Ardından bir açıklamada, Türkiye'nin de Gazze'deki bu oluşuma asker gönderebileceğine yönelik bir açıklama da yapıldı, böyle bir istek de olabileceği söylendi. Fakat henüz Gazze'de ne olduğu tam ortada değilken siz bunu nasıl değerlendirirsiniz ve Gazze'deki böyle bir oluşum gerçekten Filistin halkı için ve bağımsız Filistin devleti için bir umut verir mi? Trump'a ve onlara güvenilir mi?' orusu üzerine Kurtulmuş, "Türk-Kürt-Arap meselesinin yazılmış olmasının Türkiye'nin üniter yapısını bozacağına ilişkin kuşkuyu, endişeyi son derece yersiz olarak görüyorum. Çünkü raporda çok açık, iki yerde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin üniter yapısı, anayasal düzeni, bölünmez bütünlüğü, laik devlet yapısı çok açık bir şekilde vurgulanmış ve bir kere daha deklare edilmiştir. Buralarda en ufak bir tartışma zaten olmadı, en ufak bir tartışma düşünülemez. Siyasi konumlarımızdan konuyu değerlendirirken bir de işin sosyolojisine bakmak lazım. Bizim yıllardır söylediğimiz, biz bir faraziyeden bahsetmiyoruz, bir asır evvel bu coğrafyada yine ağırlıklı olarak, diğer etnisiteler de var, diğer gruplar da var ama ağırlıklı olarak Türkler, Kürtler, Araplar bu coğrafyada var ve adamlar geldiler birinci Sykes-Picot'da sınırları çektiler aynı aşiretin yarısı Irak'ta, yarısı Suriye'de, yarısı Türkiye'de kaldı. Türklerin, Arapların, Kürtlerin arasına sınır koymalarına rağmen birbirine düşman yapamadılar. Kastettiğimiz şey budur. Emperyalistlerin birbirine düşman yapamadığı bu bölgenin ağırlıklı nüfusuna sahip olan halklarını asla düşmanlaştıracak bir anlayışın içine girmeyin. Bu düşmanlaştırıcı anlayıştan kurtaracak olan şey, bu üç temel halkın bir arada, dayanışma içerisinde yaşaması; ortak projelerle, ortak anlayışlarla bu bölgede bir barış iklimini oluşturmasıdır. Emperyalizmin çanına ot tıkayacak olan budur. Ondan sonra herhangi birisi de bilmem ne, "Davut koridoru, buradan şunu açarım da yukarıya giderim, Türkiye'yi bölerim" diye bir rüya görmesin. Bizim söylediğimiz budur. Tabi ki bunun içinde Nusayri’si, Alevi’si, Ezidi’si, Dürzi’si, bütün bu bölge halkları var. Bu bölge halkları bundan 120 sene evvel bu tabirlerin hiçbirisini kullanmıyordu. Ne oldu da böyle kullanır hale ve bunu ayrıştırıcı hale getirdiler? Bu eleştiriyi yapanların önce bunu bir anlamaları lazım. Sosyolojik olarak bu coğrafyanın insanlarının bütünleşmesinden, birleşmesinden başka bir şart yoktur. Asla Türkiye'nin üniter yapısı, devlet sistemiyle ilgili ne bir tereddüt dile getirildi ne herhangi birisi böyle bir teklifte bulundu ne de "Böyle bir şeyi raporda konuşalım, yazalım" diye bir şey söylendi. Tamamen yanlıştır, yanlış bir algıdır. Raporun üzerindeki bu ittifakı gölgelemek için yapılan bir yanlış yorum olarak görüyorum, doğru bulmuyorum. Açık bir konudur. Çok net bir şekilde bu söylediklerim asla tartışma konusu yapılmadığını, yapılmayacağını raporda bütün partiler belirtti. Gazze artık bütün insanlığın ortak meselesidir. Açık söyleyeyim, Netanyahu ve çetesi "Biz artık barış yaptık." diyerek ellerini yıkayıp bu kanlı sicillerini temizleyemezler. Bunu mutlaka ve mutlaka insanlık bunun hesabını sormak zorundadır. İnsanlık bu hesabı sormak için sayfayı açmış, Uluslararası Adalet Divanı'nda tutuklama kararını almıştır. "Efendim uygulanmıyor." Uygulanmayabilir... Radovan Karadzic için de uygulanmıyordu. Bir gün gelir ve uygulanır. Onun için iki devletli bir çözüm olmadan, Filistin halkının bütün hakları sağlanmadan Orta Doğu'da barış sağlanmaz. Sosyoloji biraz da politik tarihle ilgili bir şeydir. Bu bölgenin tarihi bize bir şey söylüyor. Kudüs ve Filistin özgürleşmeden bu bölgenin özgürleşmesi, bu bölgenin bağımsız olması, bu bölgenin esenlik içerisinde olması tarih boyunca mümkün olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır. Eğer insanoğlu burada bir barış istiyorsa, dünyada barış istiyorsa dünya barışının kapısı Orta Doğu; Orta Doğu barışının anahtarı da Filistin'in haklarının verilmesidir" dedi.