Bazı şehirler vardır; üretir, çalışır, büyür…
Ama hikâyesini anlatmayı erteler.
Manisa uzun yıllar böyle bir şehir oldu. Sanayiyle güçlendi, tarımıyla bereketlendi, insanıyla direndi.
Fakat binlerce yıllık kültürünün, mitolojisinin, şehzadelerinin, dervişlerinin, hekimlerinin ve bağlarının hikâyesi çoğu zaman sessiz kaldı. Bugün artık bu sessizliğin sona ermesi gerekiyor.
Çünkü Manisa’nın kaybedecek bir yılı değil, bir günü bile yok.
Şehirde yapılacaklar listesi aslında herkesin masasında. Her toplantıda aynı başlıklar konuşuluyor:
Kültür rotaları, gastronomi turları, bağ bozumu deneyimleri, müze anlatıları, rehberlik altyapısı, tanıtım stratejileri…
Sorun liste değil. Sorun bu listenin nasıl hayata geçirileceğinin net olmaması.
Kim ilk adımı atacak? Kim kimi arayacak? Kim sorumluluk alacak?
İşte bugün bu soruların cevabı şekilleniyor.
İlk adım atıldı. Manisa’nın kültür ve gastronomi potansiyeli akademik temelde ele alınıyor.
Envanter çalışmaları başlatıldı. Rotalar planlandı. Ve artık ilk pilot kültür ve gastronomi turları için uygulama aşamasına geçiliyor.
Bu küçük bir adım gibi görünebilir. Ama şehirler dönüşümü böyle başlatır. Planla, bilgiyle ve kararlılıkla.
Çünkü bilinmelidir ki Manisa yalnızca bir şehir değildir. Manisa yetiştiren, olgunlaştıran ve ilklere danışmanlık yapan bir şehirdir.
Bağcılığın ana vatanı, zeytinin yuvasıdır. İnsanlık yokken var olan ürünlerin dönüşümüne tanıklık eden topraklardır burası.
Şehir merkezinde her gün önünden geçtiğimiz yerlerin bile gerçek hikâyeleri çoğu zaman bilinmez.
Fatih Parkı diye bildiğimiz alan aslında Sarây-ı Hâs Bahçesi’dir.
Gölgesinde oturduğumuz ağaçların büyük kısmı, efsane gibi yaşayan Manisa Tarzanı’nın bize emanetidir.
Darüşşifa’nın taşları, dünyada müzikle tedavinin öncülerinden birine ev sahipliği yapmıştır.
Muradiye Camii yalnızca bir yapı değil, bir imparatorluk okulunun mimari imzasıdır.
Eğer Manisa turizme yöneliyorsa, önce kendi insanı bu hikâyeleri bilmeli. Çünkü gelen misafire aktaracağımız en güçlü değer, anlatacak hikâyemizdir. Yaşatacak kültürümüzdür.
Elbette turizme adım atarken olmazsa olmaz bir unsur var:
Akademik ve bilimsel destek. Manisa bu desteği alabilecek kapasiteye sahip mi?
Evet.
Üniversitesiyle, uzmanlarıyla, sivil toplumuyla ve yerel yönetimiyle bu altyapı artık kuruluyor.
Ve iş artık sözden eyleme geçme noktasında.
Bu yazı aynı zamanda bir kişisel tanıklıktır.
Manisa’da turizm ve gastronomi için çalışmaya başladığımda duyduğum cümleleri unutmadım:
Ama bugün oturduğum masalardan küçük de olsa umutla kalkıyorum.
Çünkü artık yalnız değiliz.
Pilot uygulamayı gerçekleştirmek için gerekli girişimler yapılıyor.
Destek görüyoruz.
Ve ilk misafirlerimizi Manisa’da ağırladığımız gün, bu cümlelerin beni nasıl motive ettiğini ayrıca yazacağım.
Her zamankinden daha umutluyum.
Bu yolda birlikte yürüdüğüm kurumlara, paydaşlara ve inanan insanlara teşekkür ediyorum.
Peki Manisa turizme açılırsa ne olur?
Şehir ekonomisi çeşitlenir.
Sanayi ve tarıma ek olarak kültür ve deneyim ekonomisi doğar.
Esnaf kazanır.
Üretici ürününe değer katar.
Gençler kendi şehirlerinde yeni meslek alanları bulur.
Göç azalır.
Aidiyet güçlenir.
Ve en önemlisi…
Manisa kendini yeniden keşfeder.
Bu bir köşe yazısı değil sadece.
Bu bir eylem çağrısıdır.
Siz de bu büyük emeğin, bu dönüşümün, bu yeni hikâyenin paydaşı olun.
Çünkü Manisa sanayi ve tarım kenti olduğu gibi,
bir turizm ve gastronomi kenti de olabilir.
Ve artık bu yol açıldı.
Yürümek bize düşüyor.