Gündem

TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Rapor, af mahiyetinde algı üretecek başlıklardan uzak"

"Terörsüz Türkiye" hedefi doğrultusunda TBMM'de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun hazırladığı rapor kamuoyu ile paylaşıldı. Komisyonun son toplantısında konuşan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, "Rapor, af mahiyetinde algı üretecek başlıklardan uzak" dedi.

Loading...

"Terörsüz Türkiye" hedefi kapsamında TBMM'de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında son kez toplandı. Komisyon toplantısının açılışında rapora ve sürece ilişkin değerlendirmede bulunan Kurtulmuş, "Komisyon raporu 7 bölümden oluşmaktadır. Komisyon çalışmaları başlıklı 1'inci bölümde komisyonun çalışmaları ile ilgili süreç anlatılmaktadır. 2'inci bölümde komisyonun temel hedefleri üzerinde yaptığımız tartışmalara vurgu yapılmaktadır. 3'üncü bölümde Türk-Kürt kardeşliğinin tarihi kökleri ve kardeşlik hukuku yer almaktadır. 4'üncü bölümde komisyonda dinlenen kişilerin yaptıkları söylem analizlerinden hareketle bu konuşmalarda ortaya çıkan mutabakat alanları, 5'inci ise PKK'nın kendisini feshetmesi ve silah bırakma süreci, 6'ncısı sürece ilişkin yasal düzenleme önerileri, 7'inci ise demokratikleşme ile ilgili önerilerdir. Rapor sonuç ve değerlendirme kısmıyla sona ermektedir" diye konuştu.

"Gazi Meclis üzerine düşen vazifeyi tereddütsüz bir biçimde üstlenmiştir"
Terör meselesinde tarihi bir dönemden geçtiklerinin altını çizen Kurtulmuş, "Bu süreçte milli iradenin tecelligahı olan gazi Meclis üzerine düşen vazifeyi tereddütsüz bir biçimde üstlenmiştir. On yıllardır ülkemizin enerjisini ve kaynaklarını tüketen, ülke olarak ağır bedeller ödediğimiz terör eylemleri; kalkınma ufkunu daraltmış, sosyal bağları örselemiş ve siyasete sadece güvenlik reflekslerine sıkıştırmıştır. Soğuk Savaş'ın sona ermesi ile birlikte terör örgütleri artan biçimde bölgemizde bölünme ve parçalanmanın, vekalet savaşlarının aparatı olarak kullanılmış ve yerel sorunlar küresel hesapların aracı haline getirilerek toplumsal fay hatları bilinçli bir biçimde derinleştirilmiştir. Coğrafyamızı bir asır önce etnik, mezhebi ve dini farklılıklar üzerinden bölmeye çalışanların yine aynı hedef peşinde koşmalarını engellemek için terörün tamamen ortadan kaldırılması, tam manasıyla kalıcı barış ve huzur ortamının sağlanması tarihi bir sorumluluk olarak karşımızda durmaktadır" dedi.

"Rapor af mahiyetinde algı üretecek başlıklardan uzak"
Raporun hukuk düzeninin belirlilik ilkesini merkeze alan ve kamu vicdanının hassasiyetini gözeten yaklaşımın ana hatlarını ortaya koyduğunu belirten Kurtulmuş, "Komisyonun ortaya koyduğu yaklaşım, örgütsel yapının feshi ve silah bırakmanın güvenilir biçimde teyidi ile birlikte yürürlüğe alınması düşünülen idari ve hukuki düzenlemelere rehberlik edecek ilkeleri belirlemeyi, tespit ve takip mekanizmalarında öngörülebilirlik sağlamayı, toplumla uyum adımlarını özgürlük ile güvenlik dengesini koruyan bir çerçevede tasarlamayı hedeflemektedir. Rapor, af mahiyetinde algı üretecek başlıklardan uzak duran, hukuk düzeninin belirlilik ilkesini merkeze alan ve kamu vicdanının hassasiyetini gözeten yaklaşımın ana hatlarını ortaya koyarken, devlet aklı ile millet vicdanını koruyan demokratik iradenin aynı bütünlük içinde harekete geçtiğinde toplumsal barışın kalıcı zeminini kurduğuna işaret etmektedir. 'Terörsüz Türkiye' hedefi, daha geniş bir ufukla terörsüz bir bölge tasavvuruna açılmakta; iç huzuru pekiştiren her adım, bölgesel ve küresel adalet arayışında Türkiye'nin gücünü artırmaktadır. Meclisimizin görevi müşterek hayatın hukukunu kurmak, farklılıkların sesini ortak geleceğin sesine katmak, her yurttaşın kendini eşit, güvende ve saygın hissettiği demokratik yapıyı güçlendirmek ve hürriyet ufkunu genişletmektir" ifadelerini kullandı.

"Komisyon raporu yasa yapım süreçlerine rehberlik edecek temel ilkeleri ortaya koymaktadır"
TBMM Başkanı Kurtulmuş, partilerin temsilcileriyle yapılan görüşmelerde herkesin üzerinde ortaklaştığı somut öneriler kısmının kamuoyuyla paylaşılacağını belirtti. Kurtulmuş, taslak raporun 6. ve 7. bölümlerini okumak üzere TBMM Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Bozkurt'a söz verdi. Bozkurt, "Komisyon raporu yasa yapım süreçlerine rehberlik edecek temel ilkeleri ortaya koymaktadır. Mevcut uygulamaların takibinde Meclis denetiminin yerini belirleyerek ve idarenin hareket alanını hukuka daha güçlü bağlayarak toplumsal güveni arttıracaktır. Meclisin gücü, tecrübesi ve temsil yapısı provokasyonlara karşı en güçlü kalkanımızdır. Siyasi partiler tarafından Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'na sunulan raporlarda yer alan öneriler siyasi partilerin temsilcileriyle yapılan toplantılarda değerlendirilmiştir. Bu toplantılar ve değerlendirmeler neticesinde aşağıda yer alan önerilerde uzlaşılmıştır" dedi.
6. maddenin başında kritik eşiğin örgütün silah bırakması ve kendini tasfiye ettiğinin devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyit edilmesi olduğunu dile getiren Bozkurt, "Tespit ve teyit sürecinin sağlıklı bir şekilde tamamlanması yalnızca silahlı örgüt tehdidinin sona erdiğinin ilanıyla sınırlı kalmayacak, aynı zamanda oluşan yeni durumun gerektirdiği hukuk ve politika çerçevesinin hayata geçirilmesi için bir başlangıç noktasını teşkil edecektir. Tespit ve teyit mekanizmasının devletin ilgili kurumları arasındaki eşgüdümle objektif, ölçülebilir, şeffaf ve denetlenebilir ölçütlere göre işlemesi gerekir. Örgütün tüm unsurlarıyla feshi ile silahların teslimi ve bırakılması sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda genel anlayış birliği vardır" diye konuştu.
Toplumsal bütünleşmeyi güçlendirecek yasal düzenlemelerle ilgili maddeyi paylaşan Bozkurt, "Toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesini temin etmek üzere silah bırakmayla birlikte süreci ve sonrasını yönetecek, amaca özgülenmiş, müstakil ve geçici mahiyette bir yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır. Silahların bırakılması süreciyle birlikte ele alınacak bir müstakil yasanın, sürecin sonuçlarını tümünü ortadan kaldıracak ve demokratik siyaset zeminini güçlendirecek ölçüde kapsayıcı olması tavsiye edilmektedir. Kanun, silah ve şiddeti reddeden bireylerin topluma yeniden kazandırılmasının silah ve şiddete kalıcı olarak son verilmesini ve meselenin bütünüyle hukuki ve siyasi zemine çekilmesini amaçlamalıdır. Bu doğrultu da kanun, örgüt mensuplarının yalnızca silah bırakma sonrasındaki hukuki durumlarını tespit ve tayine yönelik olmamalıdır. Kanun aynı zamanda ilgili kişilerin adil, güvenli ve sağlıklı bir şekilde toplumla bütünleşmesini de hedeflemelidir. Kanun, kamu vicdanını ve toplumsal hassasiyetleri gözetmeli, kapsamı yorum yoluyla genişletilmeye müsaade olmayacak şekilde net, bütüncül ve anlaşılır olmalıdır" dedi.

"Yasal düzenlemeler toplumda cezasızlık ve af algısı oluşturmamalıdır"
Örgüt mensuplarının durumu hakkındaki maddeye ilişkin Bozkurt, "Yukarıda belirtilen müstakil ve geçici kanunla birlikte ayrıca ceza ve infaz hukukunda yer alan hükümlerden istifade edilerek hazırlanacak bir düzenleme ile bahse konu kişiler hakkında tasarrufta bulunabileceği ve ilgili kişiler hakkında mutlaka adli bir işlem yapılması gerektiği değerlendirilmektedir. Yasal düzenlemeler toplumda cezasızlık ve af algısı oluşturmamalıdır" ifadelerini kullandı.
Raporda toplumsal bütünleşmenin nasıl olması gerektiğine ilişkin bölümle ilgili de Bozkurt, "Yürütülen süreçte örgüt mensuplarının silahları bırakarak toplumsal düzene adapte olabilecek dönüşümü gerçekleştirmeleri hedeflenmelidir. Bu nedenle süreç, kişilerin toplumsal hayat içerisinde yaşamını idame ettirebilmesine yönelik tedbirleri içeren, kamu düzenine uyumuna ve toplumla bütünleşmesine yardımcı olacak hazırlık çalışmalarını kapsamalıdır. Toplumsal bütünleşme sürecinin sağlıklı biçimde ilerlemesi, adalet ve eşitlik duygusunun toplumun tüm kesimlerinde kökleşmesine ve her bireyin ortak geleceği eşit fırsatlarla dahil olmasına dayanan kapsayıcı bir anlayışı ve buna yönelik politikaların belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Toplumun uyum kapasitesinin arttırılması açısından ekonomik ve sosyal imkanların geliştirilmesi öncelikler arasında yer almalıdır. Bu kapsamda şimdiye kadar bölgeye yapılan yatırımlar ile ekonomik ve sosyal programların geliştirilerek, genişletilerek ve zenginleştirilerek uygulanmaya devam edilmesi beklenmektedir" dedi.
Bozkurt, 6. maddenin devamına ilişkin şöyle konuştu:
"İzleme ve Raporlama Mekanizması; kanunla mensuplarının tabi olduğu sürecin izlenmesini ve raporlanmasını temin edecek yürütme içerisinde bir mekanizmanın oluşturulması gerekmektedir. Bu mekanizmanın tespit ve teyidi çerçevesinde uygulamaların etkinliği ve hedefe ulaşma düzeyi denetlenmiş olacaktır. Böylece sürecin sağlıklı bir şekilde yürüyüp yürümediği gözlemlenecek ve gerekli tedbirler zaman kaybetmeksizin anılabilecektir. Bu çerçevede kamuoyunun her aşamada bilgilendirilmesi sağlanmış olacaktır. Kanunla yürütmeye verilecek çerçevesi belirlenmiş yetki kapsamında, kamu kurum ve kuruluşları arasında eşgüdüm sağlanması ve bu suretle sürecin etkin bir şekilde yürütülmesi temin edilmelidir. Bu husus sürecin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların ikincil düzenlemelerle somutlaştırılması, yetki karmaşasının önlenmesi ve idari uygulamada yetki hesaplarının sağlanması bakımından gerekli görülmektedir. Yürütme tarafından bu konuda hazırlanacak raporların TBMM'ye sunulması gerekli görülmektedir. Süreçte görev alanlara yasal güvence sağlanması; Yürütülen süreçte görev alanlar, Milli Danışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun toplantılarına iştirak edip görüş, öneri ve değerlendirmelerde bulunanlar ile komisyon çalışmalarında yer alanlar ve görevlerin faaliyetlerinin yasal güvenceye kavuşturulması önerilmektedir."
7. maddenin demokratikleşme ile ilgili öneriler içerdiğini söyleyen Bozkurt, "Türkiye'nin demokratik standartlarının yükseltilmesi amacıyla atılması gereken adımlar konusunda önerilerde bulunmak komisyonumuzun başlıca görevlerindendir. Güvenli bir toplumsal ve siyasal ortam, demokrasinin eksiksiz işleyebilmesi ve standartlarının yükseltilmesiyle kurumsallaşmasının ön koşuludur. Keza demokrasi, özü gereği fikirlerin eşit koşullarda ve özgür bir ortamda serbestçe ifade edilebildiği bir kamusal alanın varlığını gerektirir. Silah, şiddet ve teröre dayalı yöntemler siyasal tartışmayı işlevsiz hale getirdiği gibi sorunların demokratik zemininde tartışılarak çözülmesini de zorlaştırır. Bu nedenle hakaret, tehdit gibi suç unsuru içermeyen her türlü düşüncenin ifade edilebildiği, karşılıklı saygı ve hoşgörü çerçevesinde zor ve hassas konuların dahi müzakere edilebildiği bir siyasal ortam oluşturulması temel bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yaklaşım toplumsal bütünlüğün korunması ve güçlendirilmesi açısından da belirleyici bir rol oynamaktadır. Ancak bu çerçevede toplumsal bütünlüğün güçlendirilmesi, bireylerin tek tip düşünce ve kimlikler etrafında şekillendirilmesi anlamına gelmemektedir. Ortak demokratik değerler zemininde farklı görüşlerin bir arada var olabildiği, çoğulculuğun korunarak siyasal rekabetin sürdürüldüğü bir yapıda toplumsal bütünlük güçlenir. Söz konusu anlayış, farklılıkların çatışma unsuru değil, toplumsal çeşitliliğin doğal bir parçası olarak kabul edildiği, düşüncelerin barışçıl yöntemlerle ifade edildiği ve siyasal katılımın şiddetinde reddedilerek gerçekleştirildiği bir demokratik perspektifi ifade etmektedir. Komisyona sundukları raporlarında bütünleşme ya da entegrasyon kanunu önerilerine yer veren siyasi partiler, eş zamanlı olarak demokratikleşmeye yönelik adımlarla birlikte haklı bir çözümün ortaya çıkabileceğini işaret etmişlerdir" şeklinde konuştu.

"AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyumu temin edecek mevcut mekanizmalar güçlendirilmelidir"
Bozkurt, 7. maddenin başlıklarını ve içeriğini şöyle sıraladı:
"Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları: Anayasamıza göre Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, ilahe makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağladığı konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Türkiye'nin zorunlu yargı etmesini kabul etmiş olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarını icra etme oranı yaklaşık yüzde 90'dır. Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin kararları icra etme oranı ise yaklaşık yüzde 80'dir. Bu yüksek orana rağmen Türkiye Cumhuriyeti'nin hukuk devleti olmanın niteliğini perçinleme hususunda üstünde AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyulmasının da önemi de ortadadır. AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyumu temin edecek mevcut mekanizmalar güçlendirilmelidir. Ayrıca etkili yeni mekanizmalar oluşturulmalıdır. Kararların sağlanması çerçevesinde idarenin işlemlerinden ve yargının işleyişinden kaynaklanan engellerin kaldırılması önerilmektedir.
Yargılama ve infazla ilişkin düzenlemeler: İnfaz mevzuatlarını AİHM ve AYM içtihatları ile tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmeler bağlamında gözden geçirilerek, infaz adaletini esas alan bir temelde yeniden ele alınması önerilmektedir. Özellikle mahkumların infaz süreçlerinin koşulu salıverilme şartlarıyla infaz süreleri de dahil olmak üzere, ceza hukukunun evrensel ilkeleri kapsamında daha adil, daha eşit ve daha bütüncül bir yaklaşımla ele alınması düşünülmelidir. Hasta ve yaşlı tutuklu hükümlüler için yaşam hakkının her hakkın önünde olduğu gerçeği göz önüne alınarak, infaz ertelemesi müessesesini değerlendirilmelidir. Cezaevleri İdare ve Gözlem Kurullarının yapısı ve karar süreçleri uygulamadaki aksaklıklar tespit edilerek gözden geçirilmelidir. Hukukun evrensel ilkeleri çerçevesinde ve AİHM ile AYM'nin yerleşik içtihatları doğrultusunda tutuksuz yargılamanın tüm yargısal süreçlerde esas alınmasına özen gösterilmelidir. Kanundaki tutuklama şartlarına bağlı kalınarak, tutuklamanın istisna olduğu ilkesine uygun biçimde mevzuat gözden geçirilmelidir.
Hak ve özgürlüklerin genişletilmesiyle ilgili düzenlemeler: Doğuştan gelen dokunulamaz ve devredilemez tetkiki insanoğlunun vazgeçilmez bir parçası olan temel hak ve özgürlüklerin, tam ve eksiksiz kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılması hedefiyle mevzuat gözden geçirilmelidir. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun hak ve özgürlükleri genişletecek ve hakkın özünü muhafaza edecek şekilde yeniden düzenlenmesi önerilmektedir. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu etkinliği artırılacak şekilde yeniden yapılandırılmalıdır. Şiddet içermeyen hiçbir fiil terör hukuku olarak nitelendirilmemeli ve ifade özgürlüğü kapsamında olması gereken eylemler terör suçu sayılmamalıdır. Bu bağlamda Türk Ceza Kanunu, Terör ve Mücadele Kanunu ve ilgili mevzuatın kanuni belirlilik ilkesi içerisinde ifade özgürlüğünü güçlendirecek şekilde yeniden düzenlenmesi önerilmektedir. Şiddet çağrısı, nefret söylemi ve terör propagandasıyla etkin mücadele sürdürülürken, hukuki sınırlar içinde kalan her türlü eleştiri, itiraz ve talebin demokratik yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak kurulduğunu gözetmek ve temin etmek maksadıyla basın ve yayınla ilgili kanunlar gözden geçirilmelidir. Haberleşme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. Bu hükme bağlı olarak uygulamada basın özgürlüğüne sınırlayıcı sonuçlar doğuran yasalar, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde yeniden ele alınmalıdır. Şeffaflık, demokratik katılım, partici demokrasi, çoğulculuk ve temsilde adalet ilkeleri doğrultusunda, Anayasanın 79. maddesi çerçevesinde genel yargısal süreçler ile seçim yargısının belirlilik ve kanunilik ilkelerinin uygun şekilde düzenlenmesi amacıyla, yeni bir siyasi partiler kanunuyla yeni seçim kanunlarının siyasi partilerin uzlaşısıyla hazırlanması önerilmektedir. Demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurların olan siyasi partilerin kurumsal kimliklerinin korunması esas alınarak eksik ve yanlış uygulamalar gözden geçirilmelidir. Siyasi etik kanunların hazırlanması önerilmektedir. Yerel yönetimler demokratik siyaset zeminini güçlendirmek amacıyla idari sistemin daha demokratik ve hukuki standardı daha yüksek bir şekilde organize edilmesi mümkündür. Anayasadan kaynaklanan idari vesayet yetkisinin demokratik toplum gereklerine uygun olarak kullanılması, başkanın kanunda yer alan sebeplerle görevden el çektirilmesi durumunda sadece belediye meclisi tarafından seçim yapılması hususunda mevzuatın düzenlenmesi önerilmektedir."