“Bu çocuk çok özel...” hepimizin okula yeni başladığımız o dönemlerde duyduğu ya da inandırıldığı o cümle. Hayatımızı bu cümleye endeksleyip en iyisi olmak için çabalar dururuz ama zaman ilerledikçe gerçekler yüzümüze tokat gibi çarpar.
Bir konu da en iyisi olduğumuzu düşünürüz ve onu aramaya başlarız, oralarda bir yerde olduğuna eminizdir çünkü. Ortaokul, lise üniversite... o yetenek, özel olduğumuz o şey buralarda bir yerde olmalıydı.
Zamanla olmaktan en çok korktuğumuz şey olduğumuzu anlarız ‘herkes gibi’... her şey bitti kaybettik. İşte bağımlılıklar bizi tam bu anda yakalar, Ne olduğu önemsizdir kimisi için Fenerbahçe’nin, Galatasaray’ı yenmesi dünyanın en önemli olayıdır çünkü kazanma duygusunu tadarız. Hayatın bize bahşetmediği bu duyguyu milyon dolarlar kazanan insanların birbirini yenmesinde buluruz.
Ya da karşı bir bilgisayar oyununda... Tek kurşunla öldürdüğümüz 2 rakip oyuncu o zaman o an oyunun en iyisi olduğunu düşünürüz, kaç kişi 1 kurşunla 2 kişiyi alt edebilir sonuçta.
Veya bir ganyan bayinde yırtık paltosuyla, yanında 6 yaşında ki oğluyla, cebinde kalan son paranın yarısını daha fazla kazanmak,evine güzel bir yiyecek almak isteye babanın oynadığı atın kazanması. O an dünyanın en şanslı en “winner” insanı o dur.
Madde kullanan insanlar hayattan alamadıkları o mutluluğu almak için bu batağa düşerler ne kadar zararlı olduğunu bilseler bile, hiç kazanamadıkları bu dünyadan aslında kendilerine bunu yaparak öc almak isterler.
Örnekleri uzatmak mümkün dünya da kaç kişi gerçekten özel ve iyi olduğu konuyu bulabilmiş ve başarılı ki.
Bağımlıyız çünkü, kazanmak istiyoruz, bağımlıyız çünkü hayatta başarılı olamadık. Bağımlıyız çünkü mutlu olmak istiyoruz. Hepimiz kazanmaya açız ama belki de yemek yediğimiz sofra yanlış.
Sonuç olarak “Winner takes it all” yani kazanan her şeyi alır.