Adettendir; Ramazan’da daha öğleden sonra başlar sohbet:
“Akşama ne yiyeceğiz?”

Bende gastronomi derneği başkanı olunca, konu ister istemez yemeklere geliyor.
Tatlılar, börekler, çorbalar…
Sofra etrafında dönen muhabbetin yönü çok da şaşırtıcı olmuyor aslında.

Ama benim Ramazan mutfağım gösterişli değil.
Sevdiğim, bildiğim ve beni yormayan lezzetlerden oluşuyor. Çünkü benim vaktim çok olmuyor, benim gibi vakti olmayanlara gelsin…

İftar sofrasına en sevdiğim yerden başlayalım:
En kolayından Arpa şehriyeli domates çorbası.
Ölçüsü yok, terazisi yok. Göz kararı, gönül kararı. Zaten bazı tarifler yazıyla değil, alışkanlıkla yapılır. Annelerin tarifleri de öyledir hep, benim kendi ölçüm var dedikleri bu işte göz kararı…Kaşığı daldırırsın, rengine bakarsın, kokusunu alırsın… Üstüne yağda kavrulan bol nane…Oldu mu? Olmuştur.

Börek meselesine gelince… Ben asma yapraklı pideyle tanıştıktan sonra böreğe ara verdim.
Manisa’nın o damarsız, tüysüz, incecik ve ekşi asma yapraklarını tavaya diziyorum. Un, pırasa, taze soğan…İsteğe göre sevdiğiniz bir peynir. Su ile akışkan bir harç yapıyorum;
katı değil, döküldüğünde yayılan cinsten. Bu harcı yaprakların üzerine ince ince döküyorum.
Üstünü yine yapraklarla tamamen kapatıyorum. Sonrası belli: Manisa’nın zeytinyağı.
Altlı üstlü kızartıyorum, hatta biraz yakıyorum. Yapraklar çıtır çıtır oluyor. Üçgen dilimliyorum. Lezzetinden zaten sual olunmaz; benim için iftarın olmazsa olmazı. 10 dakika içinde hazır. Fırına da atabilirsiniz ;)

Biraz da saray mutfağına uğrayalım. Ballı Mahmudiye, saray mutfağının belki de en sevdiğim yemeği. Hem besin değeriyle hem de lezzetiyle sofraya sadece yemek değil, bir hikâye koyuyor. Tatlı ihtiyacını da karşıladığı için aslında tatlı yazmasak olur.
Ama menü yapıyorsak, hafif bir şey ekleyelim.

Çayın yanına bir kurabiye mesela… Üzüm çekirdeği unuyla. Antioksidan değeri çok yüksek olan üzüm çekirdeği tozundan bir kurabiyeye sadece bir kaşık bile koysanız, kalp sağlığına güzel bir katkı. Madem tatlı yapıyoruz, bari küçük bir sağlık takviyesi de olsun. Ben sevgili Belgin Umay Aşıklar’ın Asmadan Lezzetler kitabından “Esmer Güzeli Kurabiyesi”ne çok yakıştırdım. Siz de bir kurabiye tarifinde deneyebilirsiniz.

Kapanış?
Tabii ki Manisa’nın tescilli cilveli kahvesi. Bir Manisa’lı özelinde, evde iftara hazırız. Evde bol köpüklü Türk Kahvesi üzerine dövülmüş ve kavrulmuş bademlerle bir dokunuş…Ben bademlere hafif tarçın da ekliyorum.

Zaten her güne bir zeytinyağlı yapsak, Manisa’lıların iftar menüsü hazırlamasına gerek kalmaz. Sahurda da Ege otlarına bir yumurta kırıp yemek varken, başka ne arayalım?

Ramazan biraz da böyle yaşanıyor işte: Sevdiğini pişirerek, bildiğini sadeleştirerek, memleketi sofraya koyarak.

Yapan beni de çağırsın, bazen sadece makarna haşlayıp yiyorum, öyle vaktim olmuyor J